NEDEN AKIL SAĞLIĞI ?

NEDEN AKIL SAĞLIĞI ?

19 Nisan 2018 0 Yazar: İlhan Vardar

NEDEN AKIL SAĞLIĞI ?
Her kırk saniyede dünyada bir kişi intihar ediyor. Siz bu yazıyı okurken ; bir kişi intihara hazırlanıyor olabilir.
İntihar olgusu ile en yakın ilişkisi olan beyinsel rahatsızlıklar arasında duygu durum bozuklukları birinci sıradadır.
Fakat bu her hasta için geçerli değildir. Çünkü duygu durum bozukluğu olanların %25’inin en az bir kez intihar teşebbüsünde bulundukları ve bu intihar teşebbüslerinden de yaklaşık %15’inin başarıya ulaştığı bilgisi uluslararası istatistiklerde mevcuttur.
2011-2023 sağlık bakanlığı eylem planında ülkemizin ruh sağlığı profilindeki veriler şunlardır:
– Türkiye’de nüfusun %18’i yaşam boyu bir ruhsal hastalık geçiriyor. Çocuklarda ve ergenlerde klinik düzeyde sorunlu davranış oranı %11.

– Ruhsal hastalığı olan 6 kişiden sadece 1’i yardım arıyor.

– Kalp-Damar hastalıklardan sonra %19 ile ikinci sırada psikiyatrik hastalıklar bulunuyor.
Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2020 yılından sonra insanlık üzerinde en ağır bedellerin ödeneceği hastalıkların ilk sırasında akıl ve ruh sağlığı yani psikiyatrik hastalıklar gelecektir. Yine örgütün yayınladığı bir raporda psikiyatrik hastalıkların sadece ruhsal problemler olarak görülmemesi gerektiği, özellikle depresyonun sistematik bir hastalık gibi ele alınması gerektiği belirtilmiştir. Tedavi edilmemiş depresyon ve kaygı bozukluklarının, halen bir numaralı ölüm sebebi olan kalp-damar hastalıkları riskini kat kat arttırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Bipolar Bozukluğun dünya üzerindeki yaygınlığının %2 ila %5 arasında değiştiği tahmin edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yeti yitimine neden olan altıncı hastalık olarak sıralanmaktadır.
Günümüz şartlarında bipolar bozukluk başarılı bir şekilde tanınmakta ve etkili biçimde tedavi edilebilmektedir. Ancak hastalığın yineleyici doğası hasta, hasta yakını ve sağlık çalışanları arasında sürekli bir işbirliği gerektirmektedir. Tıpkı diyabet hastalığı ya da kalp hastalıkları gibi bipolar bozukluğun da bir tıbbi rahatsızlık olduğu bilinse de, ülkemizde hastalığa yönelik damgalama maalesef hastaların sağlık hizmetlerine ulaşmasını engellemekte, erken tanı ve etkili tedavi almalarını aksatmaktadır.
İnsanoğlu yüzyıllar boyunca, yeterince tanımadığı ya da bilgi sahibi olmadığı olgu ve kişiler karşısında tedirgin olmuştur ve ürkmüştür. Söz konusu olgu veya kişiye olumsuzluk atfederek onu dışlama, damgalama ve ayırt etme eğilimi göstermiştir. Özellikle ruhsal bozukluklar, damgalanmaya ilişkin tüm olumsuzluklara en üst düzeyde maruz kalınan rahatsızlıklardır. Ve ortaçağda bazı kaynaklara göre 9 milyon, bazılarına göre 50-60 bin kadın şeytan olarak algılanması sonucu çeşitli işkencelerle katledilmiştir. Günümüzde hala katletme olmasa da inançsız kişilerin akıl sağlığının bozuk olduğu görüşü gittikçe yaygınlaşmaktadır. Hatta bipolar olan kişilerin “içimize şeytan” kaçtığı söylemleri de son dönemlerde artarak damgalanma ve tedaviden uzaklaşmaya neden olmaktadır.
Damgalamada şu etkenler etkilidir:
Ruhsal hastalıklı bireylerden korkulmalıdır ve toplum dışında tutulmalıdır.
Otoriterlik; ruhsal hastalıklı bireyler sorumsuzdur, bu nedenle kararlar diğerleri tarafından verilmelidir.
Yardımseverlik; şiddetli ruhsal hastalığı olan bireyler çocuk gibidir ve bakıma ihtiyaçları vardır.
Bipolar bozukluğu olan hastaların gözünden damgalanma,
• Hastaların % 57’si damgalanmaktan çekindiği için toplumdan uzaklaşıyor
• Uzaklaşma nedeni: damgalanma değil damgalanma endişesi
• Hastaların % 95’i toplumun hastalık hakkında bilgisini yetersiz buluyor ve % 75’i toplumun hastalık hakkında oldukça bilgili olmasını istiyor.
• Damgalanma deneyimi hastaların % 28’inin tedavisini aksatmasına neden oluyor.

Çoğu psikiyatrik bozukluğun kesin nedeni bilinmemektedir. Uzmanlar, psikiyatrik bozuklukların genetik veya kalıtsal eğilimlerin bir tetikleme olayı kombinasyonu sonucu olduğunu düşünüyor. Tetikleme olayları çevresel faktörler, çeşitli stresler ve hatta fiziksel sağlık problemlerini içerebilir. Fiziksel sağlık ve ruh sağlığı arasındaki sınır, psikiyatrik bozuklukların nedenlerini bulma alanındaki araştırmalar devam ettikçe daha da bulanık hale gelebileceği bildiriliyor.
Bir dizi faktörün psikiyatrik bozukluk görülme ihtimalini arttırdığı , ancak risk faktörlerine sahip olmayan kişilerde de psikiyatrik bozukluk gelişebileceği düşünülmektedir.
Ortak risk faktörleri arasında;
Yoksulluk, kötü beslenme, aşırı kalabalık, kötü davranış veya ihmal gibi dış çevresel faktörler, bir psikiyatrik bozukluğu olan bir ebeveyne sahip olarak genetik yatkınlık, alkol, uyuşturucu, tütün ve bazı virüsler ve toksinler, şiddetli geçimsizlik gösteren ebeveynler, travma (fiziksel yada zihinsel), aile içi yetersiz ilişkiler gösterilmektedir.
Kimi zaman, bipolar bozuklukta olduğu gibi ruhsal durumla ilgili yakınmaların etkilenen kişilerin güçsüzlüğü ya da karakter sorunlarıyla ilgili olduğu kabul edilir.
Bu doğru değildir. Nasıl ki diyabetli ya da artritli kişiler hastalıklarını kendileri seçmiyorlarsa bipolar bozukluğu olan kişiler de hastalıklarını kendileri seçmezler.
Bipolar bozukluk beyinde bir şeyler yolunda gitmediğinde ortaya çıkar. Bu kimsenin
hatası değildir ve suçlanacak kimse yoktur.

Aslında bipolar bozukluk en yaygın ruhsal hastalıklardan biridir. Dünyada %3 – %5
arasında erişkin bu hastalıktan etkilenmektedir. Bu hastalık kadınlar, erkekler,
çocuklar yani herkeste görülebilir.

Çoğunda bu durum yıllarca sürer. Bazen bir ömür devam eder, bazen yatışır, bazen
de aylar hatta yıllar sonra bile tekrarlayabilir.

Bipolar bozuklukla yaşamak zordur. Bu durum, bu bozuklukla yaşayan kişiler için
olduğu kadar bakım verenler, arkadaşlar ve aile üyeleri için de geçerlidir.

Bu bozukluk duygu durumunda, yoğun mutsuzluktan enerji dolu taşkınlığa, çaresizlik
hisleriyle birlikte kıpır kıpır ve enerjik olduğu karma duygu durumuna varan ciddi
değişikliklere yol açar.

Bu duygu durumlar uzun haftalar veya aylarca sürebilir, ‘normal’ olarak
değerlendirilebilecek duygu durum dalgalanmalarının ötesine de geçebilir.
Sıklıkla geçimsiz davranışlar, bozulmuş ilişkiler ve okul ya da iş performansında
ciddi kısıtlılıklarla sonuçlanır. Ne yazık ki bu bozukluk adil olmayan ayrımcılığa
ve dışlanmaya yol açabilecek bir damgalama taşır. Tüm bunlar yaşam kalitesini
belirgin bir şekilde düşürür.

İyi olan tarafı, bipolar bozukluğun tanısı bir kez konulduğunda, tüm bu negatif
sonuçlardan kurtulunabilir. Duygu durumdaki şiddetli dalgalanmalar etkin
tedavilerle kontrol altına alınabilir. Böylece hastalar ve etrafındakiler hayatlarını
geri kazanmaya başlayabilirler.

Ne yazık ki ne edebiyatımızda ne de sinemamızda bu konu işlenmemektedir.
Paulo Coelho’nun “Veronika Ölmek İstiyor” kitabını okuyan Brezilya’lı bir senatör akıl ve ruh sağlığı hastanelerin durumunu düzelten bir kanun çıkartıyor.